Publications
Kısıtlama Kararı Kesinleşmeden Önce Vasi Adayı Mülkleri "Dondurma" Kararı Aldırabilir Mi?
Jul 23, 2026
Vesayet davaları, kişinin hukuki ehliyetini ve malvarlığını doğrudan etkileyen kapsamlı yargılamalar olduğundan çoğu zaman uzun sürebilmektedir. Bu süreç içerisinde hakkında kısıtlama talep edilen kişinin taşınmazlarını satması, banka hesaplarını boşaltması, malvarlığını üçüncü kişilere devretmesi veya başka tasarruflarda bulunması ihtimali, vesayet kurumunun koruma amacını büyük ölçüde ortadan kaldırabilir. Kanun koyucu, bu tür hak kayıplarının önüne geçebilmek amacıyla Türk Medeni Kanunu'nun 420. maddesinde vesayet makamına geçici koruma tedbirleri alma yetkisi tanımıştır. Böylece mahkeme, esas hakkında verilecek kısıtlama kararını beklemeksizin, gerekli gördüğü durumlarda kişinin ve malvarlığının korunmasına yönelik önlemleri gecikmeksizin uygulayabilmektedir.
Türk Medeni Kanunu'nun 420. maddesi uyarınca vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesi, vesayet işlerinin gerektirdiği hâllerde vasi atanmasından önce de resen veya ilgililerin talebi üzerine gerekli koruma tedbirlerini alabilir. Bu düzenleme, mahkemeye geniş bir takdir yetkisi tanımakta olup, önlemlerin alınabilmesi için mutlaka kesinleşmiş bir kısıtlama kararının bulunması şart değildir. Mahkeme, somut olayın özelliklerini değerlendirerek, malvarlığının korunmasının veya kişinin haklarının güvence altına alınmasının aciliyet taşıdığı sonucuna ulaşırsa, yargılama devam ederken de geçici nitelikte kararlar verebilir. Bu yaklaşımın temel amacı, vesayet kararının verilmesine kadar geçen sürede telafisi güç veya imkânsız zararların ortaya çıkmasını önlemektir.
Bu kapsamda uygulanabilecek tedbirlerden biri, hakkında kısıtlama talep edilen kişinin fiil ehliyetinin geçici olarak sınırlandırılması ve belirli işlemler bakımından temsilci görevlendirilmesidir. Mahkeme, kişinin kendi menfaatlerini ciddi şekilde tehlikeye düşürecek işlemler yapma ihtimalinin bulunduğunu değerlendirirse, acil hukuki işlemleri yürütmek üzere geçici bir temsilci veya gerekli görülen başka bir koruma mekanizmasını devreye sokabilir. Böylece kişi tamamen hukuki işlem yapma yeteneğinden yoksun bırakılmaksızın, yalnızca korunması gerekli görülen alanlarda geçici sınırlamalar uygulanabilir. Bu tedbirler, esas karar verilinceye kadar geçerli olup, yargılamanın sonucuna göre kaldırılabilir veya kalıcı vesayet kararına dönüşebilir.
Uygulamada en sık başvurulan geçici koruma tedbirlerinden biri ise taşınmazların tapu siciline şerh verilmesidir. Özellikle hakkında kısıtlama talep edilen kişinin taşınmazlarını üçüncü kişilere devretme veya mal kaçırma ihtimalinin bulunduğu durumlarda, mahkeme tapu müdürlüğüne müzekkere yazarak taşınmazların devrini fiilen engelleyen şerhlerin konulmasına karar verebilir. Bu sayede dava sonuçlanıncaya kadar taşınmazların satılması, bağışlanması veya başka şekillerde el değiştirmesi önemli ölçüde önlenmiş olur. Tapu siciline işlenen bu tedbir, hem kısıtlanması talep edilen kişinin malvarlığını korumakta hem de üçüncü kişilerin ileride doğabilecek hukuki uyuşmazlıklarla karşılaşmasını engellemektedir.
Geçici tedbirlerin uygulanabilmesi için çoğu zaman vasi adayı, aile bireyleri, mirasçılar veya diğer ilgililer tarafından mahkemeye malvarlığının kaçırılma tehlikesi bulunduğuna ilişkin bilgi ve belgeler sunulmaktadır. Ancak Türk Medeni Kanunu'nun 420. maddesi uyarınca mahkeme, gerekli gördüğü hâllerde herhangi bir talep bulunmasa dahi resen harekete geçebilir. Özellikle gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda, kesin hükmün beklenmesi kısıtlanması istenen kişinin malvarlığının tamamen elden çıkmasına neden olabilecekse, mahkeme koruyucu tedbirleri derhâl uygulayabilir. Hatta aciliyetin bulunduğu hâllerde, henüz kesinleşmemiş bir vasi atama kararına dayanılarak vasinin göreve başlamasına veya yalnızca koruma amacıyla gerekli işlemleri yapmasına izin verilmesi de mümkündür. Bu istisnai uygulama, vesayet hukukunun temel amacı olan kişinin ve malvarlığının etkin biçimde korunmasını sağlamaya yöneliktir. Sonuç olarak TMK'nın 420. maddesi, vesayet davasının sonuçlanmasını beklemeden ortaya çıkabilecek telafisi güç zararların önlenmesini amaçlayan önemli bir geçici hukuki koruma mekanizması oluşturmaktadır.