Publications
Vasi, Kısıtlının Taşınmazını Kendi Üzerine Tescil Ettirebilir Mi?
Jul 23, 2026
Vesayet hukukunun temel ilkelerinden biri, vasinin her durumda yalnızca vesayet altındaki kişinin menfaatini gözetmekle yükümlü olmasıdır. Bu nedenle hukuk sistemi, vasinin kişisel çıkarı ile kısıtlının menfaatinin çatışabileceği işlemlere karşı son derece sıkı koruma mekanizmaları öngörmüştür. Özellikle vasinin, vesayet altındaki kişiye ait bir taşınmazı kendi adına satın alması veya kendi üzerine tescil ettirmesi, menfaat çatışmasının en belirgin örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu tür işlemler, temsil yetkisinin dürüstlük kuralına uygun kullanılmasını zorunlu kılan genel hukuk ilkeleri ile "kendisiyle sözleşme yapma yasağı" çerçevesinde kural olarak yasaklanmıştır. Bunun nedeni, aynı kişinin hem satıcı adına temsil yetkisini kullanması hem de alıcı sıfatıyla kendi menfaatini gözetmesinin objektif olarak güvenilir kabul edilmemesidir. Dolayısıyla kanun koyucu, bu tür işlemleri tamamen serbest bırakmak yerine ağır usuli güvencelere bağlayarak kısıtlının malvarlığını korumayı amaçlamıştır.
Bu kapsamda vasinin, kısıtlıya ait bir taşınmazı devralabilmesi için öncelikle temsil sorununu ortadan kaldıracak özel bir mekanizmanın işletilmesi gerekir. Vasi ile kısıtlı arasında açık bir menfaat çatışması bulunduğundan, vasi bu işlem sırasında kısıtlıyı temsil edemez. Bu nedenle mahkeme tarafından yalnızca söz konusu taşınmaz devri işlemi bakımından görev yapmak üzere bağımsız bir temsil kayyımı atanması zorunludur. Temsil kayyımı, işlem süresince tamamen kısıtlının menfaatlerini gözeterek hareket eder, satış şartlarını değerlendirir ve gerekli görülmesi hâlinde işlemin gerçekleşmesine onay verir veya karşı çıkar. Böylece aynı kişinin hem kendi adına hem de kısıtlı adına işlem yapmasının doğuracağı sakıncalar ortadan kaldırılmaya çalışılır. Temsil kayyımının atanması, menfaat çatışmasının giderilmesine yönelik en önemli hukuki güvence olarak kabul edilmektedir.
Temsil kayyımının atanması tek başına yeterli olmayıp, yapılacak taşınmaz devrinin gerçekten kısıtlının yararına olduğunun vesayet makamı tarafından da değerlendirilmesi gerekir. Sulh Hukuk Mahkemesi, satış talebini incelerken yalnızca tarafların iradelerini değil, satışın ekonomik gerekçesini, taşınmazın gerçek değerini, satış bedelinin uygunluğunu ve işlemin kısıtlının malvarlığı üzerindeki etkilerini ayrıntılı biçimde araştırır. Mahkeme, satışın objektif olarak kısıtlının yararına olduğu sonucuna ulaşmadıkça satış izni vermez. Bu değerlendirme sırasında gerektiğinde bilirkişi raporları alınabilir, taşınmazın rayiç değeri tespit edilebilir ve satış bedelinin piyasa koşullarına uygun olup olmadığı denetlenebilir. Böylece vasinin kendi lehine düşük bedelli bir devir gerçekleştirmesi ihtimalinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Bunun yanında, Türk Medeni Kanunu'nun 463. maddesinde sayılan önemli işlemler bakımından vesayet makamının izni tek başına yeterli görülmemiş, ayrıca denetim makamının onayı da zorunlu tutulmuştur. Bu çerçevede, vesayet altındaki kişi ile vasi arasında yapılacak sözleşmelerin hukuken geçerlilik kazanabilmesi için Sulh Hukuk Mahkemesinin izin kararından sonra denetim makamı sıfatıyla görev yapan Asliye Hukuk Mahkemesinin de işlemi uygun bulması gerekmektedir. Denetim makamı, vesayet makamının değerlendirmesini ikinci kez inceleyerek işlemin gerçekten kısıtlının yararına olup olmadığını denetler ve böylece çift aşamalı bir yargısal güvence oluşturur. Bu sistem, özellikle vasinin taraf olduğu işlemlerde ortaya çıkabilecek kötüye kullanma ihtimallerini en aza indirmeyi hedeflemektedir.
Bu usuli güvencelerin tamamı yerine getirilmeden vasinin kısıtlıya ait bir taşınmazı kendi adına satın alması veya tescil ettirmesi hukuken mümkün değildir. Buna rağmen gerekli izinler alınmaksızın veya temsil kayyımı görevlendirilmeksizin gerçekleştirilen bir devir işlemi, vesayet hükümlerine aykırı ve hukuka aykırı bir tasarruf niteliği taşır. Böyle bir durumda vasinin görevini kötüye kullandığı kabul edilebilir ve görevden alınması gündeme gelebilir. Ayrıca tapu sicilinde gerçekleştirilen tescil işlemi de hukuki dayanaktan yoksun olması nedeniyle yolsuz tescil niteliği taşıyabilir. Bu durumda ilgililer tarafından açılacak tapu iptali ve tescil davası sonucunda tescilin iptal edilmesi ve taşınmazın yeniden kısıtlı adına tescil edilmesi mümkündür. Böylece vesayet hukukunun temel amacı olan kısıtlının malvarlığının korunması ilkesi, hem işlem öncesinde öngörülen izin mekanizmaları hem de işlem sonrasında uygulanabilecek hukuki yaptırımlar aracılığıyla güvence altına alınmaktadır.