Publications
Vasinin "Defter Tutma" Zorunluluğunu İhlal Etmesi, Kısıtlıya Hangi Tazminat Davalarını Açtırır?
Jul 23, 2026
Vesayet hukukunda vasinin göreve başlamasının ardından yerine getirmesi gereken ilk ve en önemli yükümlülüklerden biri, vesayet altındaki kişinin malvarlığının envanterini çıkarmak ve kanunun öngördüğü kayıtları tutmaktır. Türk Medeni Kanunu'nun 438. maddesi uyarınca düzenlenen bu envanter, vesayet altındaki kişinin görevin başlangıcındaki malvarlığının kapsamını, değerini ve hukuki durumunu ortaya koyar. Envanterin hazırlanması yalnızca şekli bir işlem olmayıp, vesayet süresince malvarlığının korunması, hesap verilebilirliğin sağlanması ve vasinin faaliyetlerinin denetlenebilmesi bakımından temel bir güvence işlevi görmektedir. Bu nedenle defter tutulmaması, basit bir usul eksikliği olarak değil, vesayet sisteminin sağlıklı işlemesini engelleyen ciddi bir yükümlülük ihlali olarak değerlendirilmektedir.
Envanter ve defter kayıtları sayesinde, vesayet altındaki kişinin görevin başlangıcındaki malvarlığı ile görev süresinin sonunda mevcut malvarlığı karşılaştırılabilmekte, meydana gelen artış veya azalışların nedenleri denetlenebilmektedir. Bu kayıtlar bulunmadığında ise malvarlığının hangi unsurlardan oluştuğu, hangi gelirlerin elde edildiği, hangi giderlerin yapıldığı ve yapılan tasarrufların hukuka uygun olup olmadığı sağlıklı biçimde belirlenememektedir. Bu nedenle mahkeme, vasinin defter tutma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini yakından takip eder ve gerekli gördüğü hâllerde eksikliklerin tamamlanmasını isteyebilir.
Mahkemenin verdiği süreye rağmen envanterin düzenlenmemesi veya kanuni kayıtların tutulmaması, vasinin görevini gereği gibi yerine getirmediğinin önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu'nda defter tutulmamasının her durumda ve otomatik olarak görevden alma sonucunu doğuracağı yönünde açık bir hüküm bulunmamaktadır. Vesayet makamı, olayın özelliklerini, eksikliğin nedenini, ihmalin ağırlığını ve vesayet altındaki kişinin menfaatleri üzerindeki etkisini değerlendirerek karar verir. Defter tutulmamasının ağır ve sürekli bir ihmal oluşturması, hesap verilebilirliği tamamen ortadan kaldırması veya kısıtlının malvarlığını ciddi biçimde tehlikeye sokması hâlinde, bu durum vasinin görevden alınmasını haklı kılabilir.
Defter tutma yükümlülüğünün ihlali, yalnızca vesayet görevinin sona ermesi sonucunu doğurmakla kalmayıp, hukuki sorumluluğu da gündeme getirebilir. Türk Medeni Kanunu'nun 467. maddesi uyarınca vasi, görevini kusurlu şekilde yerine getirmesi nedeniyle vesayet altındaki kişiye verdiği zararlardan şahsen sorumludur. Eğer envanter düzenlenmemesi veya mali kayıtların tutulmaması nedeniyle malvarlığında eksilmeler meydana gelmiş, gelirler takip edilememiş ya da paralar uygun şekilde değerlendirilmeyerek zarar doğmuşsa, vesayet altındaki kişi veya göreve sonradan atanan yeni vasi tarafından eski vasi aleyhine tazminat davası açılabilir. Bu davada talep edilebilecek zararlar, somut olayın özelliklerine göre malvarlığındaki eksilmeyi, kaybedilen gelirleri ve kusurlu davranış ile illiyet bağı bulunan diğer zararları kapsayabilir.
Defter tutulmamış olması, ispat hukuku bakımından da önemli sonuçlar doğurur. Çünkü envanter ve hesap kayıtlarının bulunmaması, malvarlığının görevin başlangıcındaki durumunun ve sonrasında meydana gelen değişikliklerin tespitini güçleştirir. Bu durum, özellikle vasinin hesap verme yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğinin değerlendirilmesinde aleyhine sonuç doğurabilir. Bununla birlikte, "defter tutmayan vasi, malvarlığındaki her türlü eksilmeden otomatik olarak sorumlu tutulur" şeklinde genel bir kural Yargıtay içtihatlarında yer almamaktadır. Mahkeme, her somut olayda kusurun, zararın ve illiyet bağının varlığını ayrı ayrı değerlendirir. Ancak kayıt yükümlülüğünün ihlali, vasinin yaptığı işlemleri açıklamasını ve zarar bulunmadığını ispat etmesini önemli ölçüde güçleştirebilir.
Vesayet sisteminde ayrıca Devletin ikincil sorumluluğuna ilişkin hükümler de bulunmaktadır. Vesayet organlarının hukuka aykırı işlemleri nedeniyle doğan ve sorumlulardan tahsil edilemeyen zararlar, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde Devlet tarafından karşılanabilir. Ancak Devlet tarafından yapılan ödeme nihai bir sorumluluk oluşturmaz; Devlet, ödediği tazminat için kusurlu vasiye rücu etme hakkına sahiptir. Kullanıcı metninde belirtildiği gibi, vesayet organlarının sorumluluğuna ilişkin davalarda hak düşürücü süreler önem taşımaktadır. Ancak bu sürelerin başlangıcı ve uygulanması, davanın niteliğine ve Türk Medeni Kanunu'nun ilgili hükümlerine göre değerlendirilmelidir. Sonuç olarak, envanter ve defter tutma yükümlülüğü vesayet hukukunun temel güvencelerinden biridir. Bu yükümlülüğün ihlali, somut olayın özelliklerine göre vasinin görevden alınmasına, tazminat sorumluluğuna ve hesap verme yükümlülüğünü yerine getirememesi nedeniyle aleyhine önemli hukuki sonuçların doğmasına neden olabilir.