Publications

Vesayet Altındaki Kişinin Parası Neden Sadece "Milli Bankalarda" Değerlendirilmek Zorundadır?

Jul 23, 2026

Vesayet hukukunda kısıtlıya ait para ve diğer malvarlığı değerlerinin korunması, vasinin en önemli yükümlülüklerinden biridir. Türk Medeni Kanunu'nun 441. maddesi uyarınca vasi, vesayet altındaki kişinin günlük yönetimi ve zorunlu ihtiyaçları için gerekli olmayan nakit paraları, vesayet makamının belirlediği bir bankaya faiz veya benzeri getiri sağlayacak şekilde yatırmak ya da uygun yatırım araçlarında değerlendirmekle yükümlüdür. Bu düzenlemenin amacı, kısıtlının malvarlığının yalnızca korunmasını değil, aynı zamanda ekonomik değerinin mümkün olduğunca muhafaza edilmesini sağlamaktır. Vasi, bu yükümlülüğü yerine getirirken kendi takdirine göre değil, vesayet makamının gözetim ve denetimi altında hareket etmek zorundadır.

Bu zorunluluğun temel gerekçelerinden biri, kısıtlıya ait paranın güvenliğinin sağlanmasıdır. Paranın uzun süre evde, kasada veya vasinin kişisel kontrolü altında tutulması; hırsızlık, kaybolma, zarar görme veya paranın vasinin şahsi ihtiyaçları için kullanılmasına ilişkin ciddi riskler doğurabilir. Buna karşılık banka hesabında muhafaza edilen paranın hareketleri kayıt altına alınmakta ve gerektiğinde vesayet makamı tarafından denetlenebilmektedir. Böylece hem malvarlığının korunması hem de vasinin hesap verme yükümlülüğünün etkin şekilde yerine getirilmesi mümkün olmaktadır. Banka kayıtları aynı zamanda ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklarda önemli bir ispat aracı niteliği de taşımaktadır.

Kanun koyucunun bu düzenlemeyi getirmesindeki bir diğer amaç ise, kısıtlıya ait paranın ekonomik değerini korumaktır. Özellikle enflasyonun bulunduğu dönemlerde nakit paranın uzun süre herhangi bir getiri sağlamaksızın bekletilmesi, satın alma gücünün azalmasına ve malvarlığının fiilen değer kaybetmesine yol açabilir. Bu nedenle Türk Medeni Kanunu, kullanılmasına kısa vadede ihtiyaç bulunmayan paranın uygun şekilde değerlendirilmesini öngörmektedir. Burada amaç, vasinin riskli yatırım kararları alması değil, kısıtlının malvarlığını güvenli ve makul ölçüde gelir sağlayacak şekilde değerlendirmesidir. Vasi, kendi yatırım tercihlerini değil, kısıtlının menfaatini esas almak zorundadır.

Uygulamada zaman zaman yalnızca kamu sermayeli bankalarda hesap açılabileceği yönünde yanlış bir kanaat bulunabilmektedir. Oysa Türk Medeni Kanunu'nun 441. maddesi, paranın mutlaka bir devlet bankasında tutulmasını emretmemektedir. Esas olan, vesayet makamının uygun gördüğü ve Türkiye'de faaliyet gösteren yetkili bir bankada hesabın açılmasıdır. Dolayısıyla mevduat bankaları veya katılım bankaları arasında seçim yapılırken belirleyici olan husus, vesayet makamının kararı ve kısıtlının menfaatidir. Vasi, mahkemenin uygun gördüğü banka dışında tek taraflı olarak farklı bir değerlendirme yapamaz; bankanın belirlenmesi konusunda nihai takdir yetkisi vesayet makamına aittir.

Vasi, kısıtlıya ait paranın bankaya yatırılması konusunda da makul süre içerisinde hareket etmek zorundadır. Kanunda öngörülen yükümlülüğün gereği gibi yerine getirilmemesi ve paranın gereksiz şekilde elde tutulması hâlinde, ortaya çıkan zararlar bakımından vasinin hukuki sorumluluğu doğabilir. Özellikle bankaya yatırılması gereken paranın gecikmeli olarak yatırılması nedeniyle faiz veya diğer getirilerden mahrum kalınması durumunda, vasi kusuru oranında doğan zararı tazmin etmekle yükümlü olabilir. Bu kapsamda kısıtlının malvarlığında meydana gelen gerçek zarar, vasinin şahsi malvarlığından karşılanabilir.

Bununla birlikte, kullanıcı metninde yer alan "bir aydan fazla geciktirilmesi hâlinde doğacak tüm faiz kaybını şahsen ödemek zorundadır" ifadesi, kanunda bu şekilde kesin ve otomatik bir sonuç olarak düzenlenmemiştir. Türk Medeni Kanunu'nun sistemi, vasinin kusurlu davranışı nedeniyle doğan zararlardan sorumluluğuna dayanmaktadır. Dolayısıyla sorumluluk için gecikmenin süresi kadar, vasinin kusuru ile meydana gelen zarar arasındaki illiyet bağının da değerlendirilmesi gerekir. Aynı şekilde, bankaya yatırma yükümlülüğünün ihlali her olayda otomatik olarak görevden alınma sonucunu doğurmaz. Ancak bu ihmalin süreklilik göstermesi, kısıtlının malvarlığını ciddi şekilde zarara uğratması veya vasinin özen yükümlülüğünü ağır biçimde ihlal etmesi hâlinde, Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından vasinin görevden alınması da gündeme gelebilir. Sonuç olarak, kısıtlıya ait paranın güvenli şekilde muhafaza edilmesi ve uygun biçimde değerlendirilmesi, vesayet hukukunda hem malvarlığının korunmasını hem de vasinin hesap verebilirliğini sağlayan temel yükümlülüklerden biridir.