Yayınlarımız

Akıl Zayıflığı ile Akıl Hastalığı Arasındaki Fark: Kimlerin Yaptığı Vasiyet Geçersizdir?

23 Tem 2026

Türk Medeni Kanunu'nun 405. maddesi, ergin bir kişinin vesayet altına alınmasını gerektiren temel sebepler arasında akıl hastalığı ve akıl zayıflığını düzenlemektedir. Her iki kavram da kişinin fiil ehliyetini etkileyebilecek nitelikte olmakla birlikte, hukuki ve tıbbi açıdan aynı anlamı taşımamaktadır. Akıl hastalığı, psikiyatrik bir hastalık nedeniyle kişinin düşünme, değerlendirme ve karar verme yeteneğini etkileyen patolojik bir durumu ifade ederken; akıl zayıflığı, doğuştan veya sonradan ortaya çıkan zihinsel gelişim geriliği ya da bilişsel kapasitedeki kalıcı azalmayı ifade etmektedir. Bu ayrım, yalnızca vesayet kararının verilmesi bakımından değil, kişinin vasiyetname düzenleme ehliyetinin değerlendirilmesi açısından da büyük önem taşımaktadır.

Türk hukukunda vasiyetname düzenleyebilme ehliyeti, kişinin vesayet altında bulunup bulunmamasına değil, vasiyetnamenin düzenlendiği anda ayırt etme gücüne sahip olup olmadığına bağlıdır. Ayırt etme gücü, kişinin yaptığı hukuki işlemin anlam ve sonuçlarını kavrayabilme, iradesini özgürce oluşturabilme ve davranışlarını bu iradeye göre yönlendirebilme yeteneğini ifade eder. Dolayısıyla bir kişinin hakkında vesayet kararı verilmiş olması, tek başına vasiyetname yapamayacağı anlamına gelmez. Eğer kişi vasiyeti düzenlediği sırada ayırt etme gücüne sahipse, şahsa sıkı sıkıya bağlı haklarından biri olan vasiyetname yapma hakkını bizzat kullanabilir. Bu ilke, Türk Medeni Kanunu'nun kişiye sıkı sıkıya bağlı haklara ilişkin genel sistematiğiyle de uyumludur.

Akıl hastalığı nedeniyle vesayet altına alınan kişiler bakımından değerlendirme, hastalığın ayırt etme gücünü etkileyip etkilemediği üzerinden yapılır. Eğer akıl hastalığı kişinin gerçeklik algısını, muhakeme yeteneğini ve irade oluşturma kapasitesini vasiyetnamenin düzenlendiği anda ortadan kaldırmışsa, vasiyetname hukuken geçerli olmaz. Burada belirleyici olan husus, kişinin vesayet altında bulunması değil, vasiyet anındaki zihinsel durumudur. Bu nedenle vasiyetnamenin iptali davalarında mahkemeler, çoğu zaman adli tıp incelemeleri, sağlık kayıtları, doktor raporları ve tanık anlatımları gibi delilleri değerlendirerek vasiyet tarihinde ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığını araştırmaktadır.

Akıl zayıflığı bakımından ise sonuç her zaman aynı değildir. Zihinsel gelişim geriliği veya bilişsel kapasitedeki azalma, kişinin mutlaka ayırt etme gücünden tamamen yoksun olduğu anlamına gelmez. Kişi yaptığı hukuki işlemin niteliğini, sonuçlarını ve malvarlığının kimlere bırakılacağını anlayabilecek düzeyde bir değerlendirme yeteneğine sahipse, akıl zayıflığına rağmen geçerli bir vasiyetname düzenleyebilir. Bu nedenle akıl zayıflığı bulunan kişiler açısından da esas ölçüt, vasiyet anındaki ayırt etme gücünün varlığıdır. Mahkeme, somut olayın özelliklerine göre kişinin zihinsel kapasitesini ve vasiyetnameyi bilinçli şekilde düzenleyip düzenlemediğini ayrı ayrı değerlendirir.

Vasiyetname düzenleme hakkının şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olması nedeniyle, bu hak yasal temsilci tarafından kullanılamaz. Dolayısıyla vasi veya veli, vesayet altındaki ya da velayet altındaki kişi adına vasiyetname düzenleyemez, mevcut vasiyetnameyi değiştiremez veya onun yerine irade açıklamasında bulunamaz. Vasiyetname, yalnızca vasiyet bırakan kişinin kendi özgür iradesiyle yapılabilir. Bu ilke, vasiyet özgürlüğünün ve kişisel iradenin korunmasına yönelik temel esaslardan biridir.

Uygulamada özellikle akıl hastalığı bulunan kişiler bakımından "serbest ara dönem" veya tıbbi literatürde kullanılan ifadeyle lucid interval önem taşımaktadır. Bazı psikiyatrik hastalıklarda kişinin hastalık belirtilerinin geçici olarak hafiflediği, muhakeme yeteneğini yeniden kazandığı ve sağlıklı karar verebildiği dönemler bulunabilir. Eğer vasiyetnamenin bu dönemde düzenlendiği, tıbbi kayıtlar, uzman raporları ve diğer delillerle ortaya konulabiliyorsa, kişinin daha önce veya daha sonra vesayet altına alınmış olması tek başına vasiyetnamenin geçersiz olduğu sonucunu doğurmaz. Sonuç olarak, vasiyetnamenin geçerliliğine ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme, kişinin vesayet altında bulunup bulunmadığını değil, vasiyetnamenin düzenlendiği anda ayırt etme gücüne sahip olup olmadığını esas almakta; bu değerlendirmeyi de tüm tıbbi ve hukuki delilleri birlikte inceleyerek yapmaktadır.