Yayınlarımız
Vasi İle Kayyım Arasındaki 5 Büyük Fark: Mülk Satışında Hangisi Daha Yetkilidir?
23 Tem 2026
Vesayet hukukunda vasi ile kayyım, her ne kadar her ikisi de mahkeme tarafından atanan yasal temsilciler olsa da, atanma sebepleri, görev kapsamları, yetkileri ve hukuki sonuçları bakımından birbirinden farklı kurumlardır. Uygulamada bu iki kavram sıklıkla karıştırılmakta, özellikle taşınmazların satışı, dava takibi ve malvarlığının yönetimi gibi konularda yanlış değerlendirmeler yapılabilmektedir. Oysa Türk Medeni Kanunu, vasilik ve kayyımlık kurumlarını farklı ihtiyaçlara cevap veren ayrı hukuki mekanizmalar olarak düzenlemiştir.
Vasi, hakkında vesayet kararı verilen kişinin genel yasal temsilcisidir. Görevi yalnızca malvarlığının yönetimiyle sınırlı olmayıp, gerekli hâllerde vesayet altındaki kişinin kişisel bakımının, eğitiminin, sağlık hizmetlerinin ve diğer şahsa ilişkin menfaatlerinin korunmasını da kapsar. Vasi, kanunun ve vesayet makamının denetimi altında hareket ederek vesayet altındaki kişinin hukuki işlemlerini yürütür, malvarlığını yönetir ve gerektiğinde onun adına dava açabilir veya açılmış davaları takip edebilir. Buna karşılık kayyım, genel temsil yetkisine sahip değildir. Kayyımlık, belirli bir hukuki işlemin gerçekleştirilmesi, belirli bir malvarlığının yönetimi veya belirli bir uyuşmazlıkta temsil ihtiyacının karşılanması amacıyla kurulan sınırlı kapsamlı bir temsil ilişkisidir. Bu nedenle kayyımın yetkileri, mahkemenin atama kararında belirlediği görev alanıyla sınırlıdır.
İki kurum arasındaki önemli farklılıklardan biri de görevin süresidir. Vasilik, kural olarak uzun süreli bir koruma tedbiri niteliği taşır. Türk Medeni Kanunu'nda vasinin görev süresi belirli dönemler hâlinde düzenlenmiş olup, gerekli şartların bulunması hâlinde görev süresi uzatılabilmektedir. Amaç, vesayet altındaki kişinin korunmasının sürekliliğini sağlamaktır. Buna karşılık kayyımlık çoğu zaman geçici nitelikte bir kurumdur. Kayyımın görevi, kendisine verilen belirli işin tamamlanması, temsil ihtiyacının ortadan kalkması veya mahkemenin görevi sona erdirmesiyle birlikte son bulur. Örneğin yalnızca belirli bir dava için atanan temsil kayyımının görevi, davanın kesin olarak sonuçlanmasıyla sona erebilir.
Vasilik ile kayyımlık arasındaki bir diğer temel fark, fiil ehliyeti üzerindeki etkileridir. Vasi atanması, kural olarak kişinin vesayet altına alınmasının sonucudur ve bu durum kişinin fiil ehliyetini kanunda öngörülen ölçüde sınırlar. Vesayet altındaki kişi birçok hukuki işlemi ancak kanunun izin verdiği ölçüde veya vasisinin katılımıyla gerçekleştirebilir. Buna karşılık kayyım atanması her zaman kişinin fiil ehliyetini sınırlandırmaz. Kayyım, çoğu zaman belirli bir işlem veya belirli bir menfaat çatışmasının giderilmesi amacıyla görevlendirildiğinden, kişi diğer hukuki işlemler bakımından fiil ehliyetini korumaya devam edebilir. Dolayısıyla kayyımlık, kural olarak genel bir ehliyet sınırlaması doğurmaz.
Atanma sebepleri bakımından da iki kurum arasında önemli farklılık bulunmaktadır. Vasi, ancak kanunda öngörülen vesayet sebeplerinden birinin bulunması ve mahkeme tarafından kısıtlama kararı verilmesi üzerine atanır. Kayyım ise mutlaka bir kısıtlama kararını gerektirmez. Türk Medeni Kanunu'nda öngörülen çeşitli hâllerde, özellikle temsil engeli veya menfaat çatışmasının ortaya çıktığı durumlarda kayyım atanması mümkündür. Örneğin vasi ile vesayet altındaki kişi arasında yapılacak bir hukuki işlemde tarafların menfaatleri çatışıyorsa, vasi artık o işlem bakımından temsil yetkisini kullanamaz ve mahkeme yalnızca bu işlem için bağımsız bir temsil kayyımı görevlendirir. Böylece tarafsız temsil sağlanarak vesayet altındaki kişinin menfaatleri korunmuş olur.
Taşınmazların satışı bakımından ise her iki temsilci de önemli sınırlamalara tabidir. Vasi, vesayet altındaki kişiye ait bir taşınmazı kendi takdiriyle satamaz. Türk Medeni Kanunu'nun 462. maddesi uyarınca taşınmazın satışı için vesayet makamının izni zorunludur ve bazı hâllerde kanunda öngörülen ek usullerin de yerine getirilmesi gerekir. Kayyım bakımından da benzer ilkeler geçerlidir. Yönetim kayyımı, kendisine bırakılan malvarlığını yalnızca mahkemenin belirlediği yetki sınırları içinde yönetebilir ve taşınmaz satışı gibi olağan yönetim sınırlarını aşan işlemler bakımından gerekli mahkeme izinlerine tabidir. Bu nedenle kayyımın, vasiden daha geniş bir satış yetkisi bulunduğu söylenemez.
Ancak uygulamada istisnai bazı durumlarda kayyım, belirli bir işlem bakımından fiilen tek yetkili temsilci hâline gelebilir. Özellikle vasi ile vesayet altındaki kişi arasında menfaat çatışmasının bulunduğu işlemlerde, vasi hukuken temsil yetkisini kullanamaz. Böyle bir durumda mahkeme tarafından yalnızca ilgili taşınmazın satışı veya belirli hukuki işlemin gerçekleştirilmesi amacıyla temsil kayyımı atanabilir. Bu durumda kayyım, sadece mahkemenin kendisine verdiği görev kapsamında hareket eder ve o işlem yönünden temsil yetkisini kullanır. Dolayısıyla kayyımın yetkisinin vasiden üstün olması söz konusu değildir; yalnızca menfaat çatışması nedeniyle vasinin kullanamadığı temsil yetkisini, mahkemenin belirlediği sınırlar içinde geçici olarak yerine getirir. Bu yönüyle vasilik genel ve sürekli bir temsil kurumu iken, kayyımlık belirli bir ihtiyacın karşılanmasına yönelik istisnai ve sınırlı bir temsil mekanizmasıdır.